Çok iyi anımsayacaksınızdır. Yukarıdaki sözleri başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan Gazze katliamının ardından düzenlenen Davos Forumu’ndaki bir oturumda İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres için sarf etmişti. Sözünün kesilmesine de müsade etmeyip “one minutes, one minutes…” diye tabiri caiz ise tarihe geçmişti. İyi ki söyledi, bir daha söylesin! Ne kadar söylese yine de az gelir İsrail’in vahşeti karşısında.
Ama insanları öldürmeyi çok iyi bilenler yalnız İsrail’de mi var?
Shakespeare çok haklı: “Acılar Farklıdır” ve “Acılar kıyaslanamaz”. Yine de acılarda ortak olanlar bize üzerine gitmemiz gereken bir alanı gösterir. Biri diğerine mazeret olan değil, biri diğerinden başka acıları görmeyi sağlayan bir yaklaşımdan söz ediyorum.
Gazze vahşeti karşısında gözyaşlarını samimiyetle tutamayanlar arasında, bu cümleden insanların Türkiye’de yaşayanları, onlar arasında devletin en üst kademelerinde yer alanlar arasında yok mu “öldürmeyi çok iyi bilenler”? Mesela “one minutes” kahramanının bizatihi kendisi öldürmeyi çok iyi bilenlerden birisi olabilir mi?
Abartı mı? Haksızlık mı? Solcu Ajitasyonu mu?
Bakın ölmeye, öldürülmeye ilişkin edebi, ama buz gibi gerçek sözleri anımsayalım.
Ne demişti Bertolt Brecht:
“Birini öldürmenin çeşitli yolları vardır. Karnına bir bıçak saplarsınız, ekmeğini çalarsınız, hastalığını sağaltmazsınız, berbat bir evde yaşatırsınız, ölümüne çalıştırırsınız, intihara sürüklersiniz, savaşa yollarsınız, vb. Memleketimizde bunların çok azı yasaktır”
Simdi bir daha düşünelim öldürme fiilini! Simetrik ya da asimetrik savaşlardaki öldürme fiileri mi daha ağır suçlardır yoksa her gün soğuk bir seri katil gibi sürdürülen cinayetler mi?
Cumhuriyetimizin 60 Hükümeti ve onun sayın başbakanı Türkiye’de berbat evlerde yaşayanlar, işsizlik nedeniyle Boğaz köprülerinden yaşamlarına son verenler, ölümüne boğaz tokluğuna çalıştırılıp resmi emeklilik yaşını görmeden dünya üzerinde hiçbir iz bırakmamış gibi çekip gidenler, sağaltılabilir hastalıkları sağaltılmayıp ölüme terk edilenler, okuldan eğitimden mahrum kalıp 13’ünde kocaya satılıp sonra namus cinayetlerinde canlarına kıyılanların öldürme fiilinde azmettirici rolünde olduğunuzun farkında mısınız?
Tepeden tırnağa kontrol altında tuttuğunuz mahkemeler ve beğenmediğinizde değiştirdiğiniz yasalar sizi bu suçlardan dolayı yargılar mı bilmiyorum? Ama yargılayacak yargıçlar ve mahkemeler olmalı!
Mahkemeler Sosyal Haklar Derneği Hak İhlalleri Raporlarını sanırım suç duyurusu belgeleri olarak kabul etmiyorlar. Oysa basın yoluyla SHD her ay (4 yıldır) önlenebilir iş kazaları, bile bile yaşanan, yakalanılan ölümlü meslek hastalıkları, barınma koşulları sonucu oluşan hastalık ve ölümler ile işsizlik nedeniyle intihara sürüklenen yurttaşlarımızın maruz kaldığı öldürülme fiillerini yayınlıyor. En son İstanbul sellerinde can veren işçi kadınların katili dereler mi yoksa insanlar mı?
Demek ki SHD 4 yıldır, en azından 59. ve 60. hükümetler hakkında suç duyurusu olarak kabul edilmesi gereken bilgileri kamuoyuna sunduğu halde bunların anlamını yorumlayacak ve “One Minutes” diyecek bir savcı çıkmamış ortaya.
Ne ilginçtir ki Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarını yaşamış bir yazar olarak Brecht’in gündelik hayat içindeki barbarlığı bu savaşlar kadar ağır bir suç olarak nitelemesinin ardından onlarca yıl geçmişken dünyada ve ülkemizde sermayenin hükümetleri eliyle işlediği sistemik ve sistematik cinayetler gündeme gelemiyor.
Çünkü cinayetlerin ecel olmadığını anlatacak yazarlarımız, şairlerimiz, sinemacı ve tiyatrocularımız galiba pek yok.
Çünkü sosyal haklar mücadeleleri henüz edebiyatı, sanatı olmayan mücadeleler durumunda. Dilsiz bir mücadele yürütüyoruz henüz. Sosyal Hakların hareketi de, siyaseti de zayıf çünkü.
Sosyal Davayı yeniden kazanmak için eğitim ve sağlıkta özelleştirmelerin “insanlık suçları” olduğunu hukuksal olarak da ortaya koyacak ve dava edecek avukatlar, filmini yapacak belgeselciler, sinemacılar, onu sahneye taşıyacak tiyatrocular aranıyor.
“Siz adam öldürmeyi çok iyi bilirsiniz” diyecek insanlar aranıyor.
Yorumlar
Yeni yorum gönder