SIRADAN IRKÇILIK VE NEFRET SUÇLARI

Türkiye ve Yugoslavya gerçekten hiç de uzak mesafelerde değil. İstanbul’dan Belgrat’a varış mesafesi İstanbul’dan Manisa’ya varış mesafesi ile hemen hemen aynı. Aradaki 220 kilometrelik fark da Türkiye’deki sıradan ırkçılığın sürati hesaba katılırsa çok çabuk bir sürede kapanabilir. Linç kültürü, etnik yarılma, Yugoslavyalaşma ve faşizmin sıradanlaşması galiba niteliksel bir değişimin eşiğine kadar getirdi Türkiye’yi. Misyoner cinayetleri, sıradan Kürt yurttaşların maruz kaldığı şiddetli saldırılar ve dışlama, romanlara linç girişimi derken Türkiye, ya bu nefret suçları ile mücadele konusunda bir kararlılık ortaya koyacak yada sıradan nefret kültürü ve uygulamaları kendisini iktidara taşıyacak.
 
Konunun yalnızca siyasi sonuçları değil insani toplumsal boyutları da olağanüstü kötücül sonuçlara vardırtıyor insanı. Bir insana sözlü ya da fiziksel tacizde bulunmak, tehdit etmek, can güvenliği kaygısı yaşatmak, eğitim, sağlık, barınma ya da benzeri toplumsal haklarından mahrum bırakacak ayrımcılıklara maruz bırakmak başlı başına kötü bir şey. Ancak tüm bunları birisine konuştuğu dili, inandığı dini, mezhebi, inancı ya da inanmama biçimi, doğuştan sahip olduğu fiziksel özellikleri, cinsiyeti yada cinsel tercihinden dolayı yapmak vakayı adiyeden sayılamayacak farklı bir nitelik taşır, daha doğrusu taşımalıdır.
 
Bu nedenle vakayı adiyeden olaylar, suçlar ile nefret suçları, insanlığa karşı işlenmiş suçlar ayrıştırılmış ve bunlara ilişkin değerlendirmelerde farlı ele alınmıştır.
 
Türkiye her gün olmasa bile hafta başına bir olay düşecek şekilde nefret suçlarının yaşandığı bir ülke haline geldiği halde nefret suçlarına ilişkin ne bir bilinç ne de yasal düzenleme mevcut. Yasalarda bu çerçevede ele alınacak düzenlemeler olsa da bunlar son derece sınırlı.
 
Türkiye’deki durum ve uygulamalara geçmeden özetle nefret suçları tanımlamasının neleri kapsadığına bir göz atalım.
 
Nefret Suçlarına Evrensel Yaklaşım:
Nefret suçu, bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi önyargı doğurabilecek nedenlerden ötürü işlenen, genellikle şiddet içeren suçlardır. Nefret suçları diğer suçlardan farklı çünkü her ne kadar bu suçlar bireylere karşı işleniyorlarsa da aslen hedef alınan o bireyin üyesi olduğu sosyal guruptur. Eğer bu suç bir defaya mahsus olarak işlenmemişse ve süreklilik arz ediyorsa, suç işleyenler nefret grubu olarak adlandırılırlar. Bu suçları engellemeye ve suç işleyenleri cezalandırmaya yönelik düzenlenmiş yasalara ise nefret yasası denir.
Bir suçlu tarafından bir şahsa veya bir mülke karşı işlenen herhangi bir cezai suçun kaynağı o kimsenin: Irkı, rengi, etnik kökeni ya da uyruğu; dini; cinsiyeti, cinsel yönelimi, yaşı, fiziksel veya zihinsel engelleri ise bu suç nefret suçunu teşkil eder. Nefret suçları şu şekillerde işlenebilir: Sözlü taciz, tehdit edici davranışlar, nefretli konuşma, ad veya lakap takmak, postayla veya e-postayla rahatsız etmek, telefonla rahatsız etmek, mesajla rahatsız etmek, duvar yazısı, fiziksel saldırı, grupça saldırı, soygun, hırsızlık, gasp, taciz, tecavüz, sarkıntılık, gözdağı verme, şiddet, aile içi şiddet, kundakçılık veya diğer herhangi bir şekilde hasar verme.
Türk Ceza Kanunundaki Düzenleme
2004 yılında kabul edilip halen yürürlükte bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun (TCK) "kişilere karşı suçları" düzenleyen 2. kısmının "hürriyete karşı suçları" düzenleyen 7. bölümünde "ayrımcılık" tanımlanmıştır. Buna göre belirtili nedenlerle kişiler arasında ayrım yaparak mal satım, işe alım, hizmeti sunmama veya ekonomik özgürlüğün engellenmesi gibi durumlar olarak tespit edilen ayrımcılık örnekleri 6 ay - 1 yıl arası cezaya tabi tutulmuştur. "Topluma karşı suçları" düzenleyen 3. kısmın "kamu barışına karşı suçları" düzenleyen 5. bölümünde ise bu kapsamda görülen eylemler kategorize edilmiştir. Şüphesiz bunlardan "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama" başlığıyla düzenlenen 216. madde aslında nefret suçları hakkında uygulanması gereken bir maddedir. "Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığı bakımından farklı özelliklere sahip bir kısmını diğer bir kesim aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimsenin" bu davranışı kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlike oluşturması halinde eylem 1 yıl - 3 yıl arası olmak üzere cezalandırılmaktadır. Bu düzenleme önceki TCK'nun meşhur 312.maddesinin 2. fıkrasına tekabül etmektedir.
Olumlu Uygulamalar Yok değil ama…
İzmir Barosu avukatlarından Taner Kılıç konu Türkiye’deki uygulamaların dünyadaki seviyenin altında olsa da istendiği takdirde belli ölçülerde nefret suçuyla mücadele etmeye elverişli olan yasaların bulunduğunu belirtiyor. Av. Taner’e göre “İzmir'de bulunan ve basın açıklamalarında "yol açtığı sorunlar nedeniyle" Kürt halkının kısırlaştırılması gerektiğini savunan Türkçü Toplumcu Budun Derneği'ne karşı Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyelerinin yaptığı suç duyurusu doğrultusunda açılan dava şüphesiz, 216. maddenin doğru uygulanışının istisnai örneklerindendir. Keza, geçtiğimiz mart ayında Denizli-Çivril'de bir Kürt aile için "Bunlar PKK'lı. Biz kovmazsak Kürtler köyü ele geçirecek" şeklinde propaganda yaparak ailenin ilçeden kaçmasına neden olan 16 kişi hakkında -ailenin şikayetçi olmamasına rağmen- bu madde kapsamında dava açılması yine olumlu ama ender örneklerdendir”
Eksiklikleri yine aynı avukatın yorumlarında apaçık görmek mümkün: “ TCK madde 216 doğru uygulanmış olsaydı, ya da bundan da önce ülkedeki nefret söylemi zamanında dikkatli ve doğru takip edilseydi muhtemelen Trabzon'daki Rahip Santoro bir cinayete kurban gitmeyecek, şehirde basın açıklaması yapmaya çalışan gençlere linç girişiminde bulunulmayacaktı. İnternet ortamına da yansıyan nefret söylemi ülkede ciddi takip edilip zamanında deşifre edilseydi belki de Hrant Dink öldürülmemiş, Malatya'da tüm Türkiye'nin yüzünü kızartan bir katliam yaşanmamış olacak ve İzmir'in Seferihisar ve Kemalpaşa ilçelerindeki linç girişimcileri gerekli cesareti kendilerinde bulamayacaklardı.”
Bu liste aslında çok uzun...
Sosyal Haklar Derneği hak ihlalleri raporunda özellikle etnik kimliği ve cinsel tercihi nedeniyle sosyal hak ihlallerine maruz kalan kişilerin durumları hakkında kayda geçen örneklerin çoğundaki ihlalciler aslında nefret suçu işleyen kişilerdir.
Manisa Selendi’de Roman yurttaşlara linç girişiminde bulunanlar son günlerden en iyi bildiklerimiz. Yine önce Erzincan ardından Edirne’de devrimci gençlere yönelik linç girişimleri ve bunların polis tarafından cesaretlendirilmeleri tutumu hala hafızamızda tüm canlılığıyla duruyor. Eşcinsel hakemin basın ve futbol federasyonu nezdinde uğradığı saldırı nefret suçuna girmez mi?
Peki cep telefonunda Kürtçe melodi çaldığı için saldırıya uğrayan Kürt gencinin yaşadıkları sadece vakayı adiyeden mi sayılmaya devam edilecek.
Ya Akçakoca da elinde Kuranı Kerim’le (belikli nefret suçlusu katillerine “din kardeşinim” demeye çalışmaktaydı) fındık toplayıcısı mevsimlik işçi Kürt aileyi pompalı tüfekle öldürenler tahrik edilmiş yurttaşlar olarak mı görülmeye devam edilecekler?
NEFRET SUÇLARI CAZASIZ KALMASIN!

Her gün yeni bir nefret suçu işlenirken, ülkemiz Yugoslavya, halkımız Sırp ve Hırvat faşist çetelerinin ruh haline doğru yelken açmışken acilen nefret suçları konusunda güçlü ve net bir yasal düzenleme ve etkin bir hak bilinci kampanyasına ihtiyaç var.

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
Mollom CAPTCHA
Yukarıdaki Resimde gördüğünüz karakterleri, altındaki kutucuğa yazınız. (Güvenlik için zorunlu)