Nacizane El Kitabım

İlk yazımla karşınızdayım muhteremler, Hakkı babanız vicdansız hak sömürgenlerinin karşısında emekçinin yanında olmaya çalışacak. Ne kadar beceririm bilemiyorum ama bir derdiniz olduğunuzda hakkı baba diye seslendiğinizde kalemiyle düelloya çıkacak. Lakin Hakkı Baba’nın edebiyatına bizim kahvedeki emekli arkadaşlar bile hakim oldu. Her ne kadar okeye dönerken ilgileri dağılmasın diye anlamış gibi yapsalar da ben onların anlayabildiği gerçekleri sizlerle paylaşacağım.

Şimdi başlıyoruz el kitabımıza:

Kötü kapitalist: işçiyi sömüren, onun yarattığı zenginlikleri har vurup harman savuran ama işçiye zırnık koklatmamak için elindeki okumuş diplomalı eşeklerin verdiği tüm akılları kullanan kapitalisttir.

İyi kapitalist: Değerli muhterem, iyi kapitalist olmaz elbette. Ben de kapitalistlerin bazılarına duacı olacak değilim. Lakin kapitalistin korkmuşu olur. Geçmişte yaşadığı direnişler, direnen işçilerin getirdiği yasal haklardan ürken, hafızası işçi sınıfının kazanımlarıyla dolu kapitalistler olur ancak. Bunlar elindeki işgücünü verimli kılmak için bazı haklara göz yumar. Ama ilk fırsatta (örneğin kriz zamanlarında) hemen ama biz piyasanın üstünde haklar veremeyiz diyerek hemen bu hakları tırpanlarlar.

İş kazası: Hakkı babanız merak etmeyin ofsayda düşmez, “iyi kapitalist” gibi bu da yalan bir kavramdır. İş kazası değil “iş cinayeti” diyeceğiz elbette. Lakin dikkat edin, okuduğunuz iş cinayetlerinde öyle bir yılan dili var ki, bilincinizi fark etmeden sokar. “bir anlık dikkatinin dağılması sonucu” falan der o gazeteciler ki, iş cinayetlerinin sadece işçinin sorumluluğundaymış gibi anlatırlar ama hakkı baba yemez. Sağ olsunlar bir ara lütuf edip bir radyo programına çağırmışlardı. Oradaki mühendis arkadaş anlattıkça benim içimin yağı erimişti. “Bir şantiyeye 2 yaşındaki bebeği bırakırsınız, emekleye emekleye diğer ucundan çıkar, işte inşaat yönetmelikleri aslında bu kadar da güvenceli bir ortama göre hazırlanmıştır, lakin bu kuralları uygulayan kapitalist kim?”.

Yani bir yerde cinayet varsa katil vardır, hiç siz “bir dikkatsizlik sonucu kurban katil tarafından öldürüldü” diye bir haber okudunuz mu? Bu da o hesap

İşçi: Şimdi bu dernek kurulurken gençler sağ olsun beni de çağırdılar. Dediler ki, artık bu kapitalizmin iyice vahşileştiği dönemde patron olmayan herkes işçidir. Yani o doktorlar, o avukatlar, mühendisler, bankacılar arasında çok az bir azınlık dışında herkes işçileşiyor dediler de, arada 4. sınıfa giden bir avukat adayı çıktı, canım işçiler başka yerlerde, fabrikalarda siz boşuna uğraşıyorsunuz. Şimdi aradan 4 yıl geçti o genç kardeşimi gördüm geçen, gel bir çayımı iç dedim. Naparsın dedim. Girmiş bir avukatlık bürosuna, 150 avukat varmış, kartla giriyormuş büroya, “mesai vermiyorlar” dedi. "İyi de avukatım civanım" dedim "sen işçi misin ki? Mesai verecekler sana?" Anlamadı taş attığımı. Anlamaz tabi, insanın kafası karışık olunca attığın taş bulanık suda seker gider.

Kafa bulandırmayalım o yüzden ücretliysen, yevmiyeliysen, ailenle ürettiğin ürünle geçinebiliyorsan işçisin. O kadar. Bak IBM işçilerine, görsen yolda, dinlesen adam “fizik profesörü” gibi maşallah dersin ama elde döviz binanın önünde “haklarımız da haklarımız”  diye eylem yapıyor.

Devlet: Aslında hakkı babanızın hafiften bir anarşist yanı var, zamanında hippi dediğim gençler çok kafamı karıştırdı. Devlet mevlet olmaz olsun dedim ama bir de baktım, suratına tükürsem “piyasa eleştrisi işte” diyecek adamlar da demiyor mu, "devlet ne ki kalksın, küçültelim, sadece polis olsun asker olsun dış politika olsun". Bak güzel kardeşim küçülteceksen, polisi küçült, askeri küçült, diplomatını küçült, ne diye eğitimciyi, sağlıkçıyı, belediyeciliği küçültüyorsun diye diye devletçi oldum. Hadi buna dernekten bazı okumuş gençlerin bana öğrettiği gibi “kamucu” diyelim. Ben hakkımı “kamu”dan isterim arkadaş, kamu ya verecek ya da verilmesini organize edecek yasasıyla koruyacak beni. Onu özelleştir, bunu piyasalaştır, paran varsa niye daha iyi eğitim almasın herkes diye başlıyor bu cümleler sonra “paran yoksa sağlık ta yok” ile bitiyor. Devlet kendi eliyle kaç yıldır okul yapmamış, hastane yapmamış, ya TOKİ’ye yaptırmış ya “hayırsever” e. Sonra da alışmış ki o kadar herkes, herkes hayırsever olsun. Yok, ben hıyar severim, o eminönünde soyarlar yaz günü adamın susuzluğu falan kalmaz. Ama bu hayırseverlik susuz götürür susuz getirir. Adam sosyal yardımları kısar, kömür dağıtır, kadının çalışacağı fabrikayı önce özelleştirir sonra kapatır sonra buzdolabı dağıtır. Özün sözü bizim bu sütunda soracak “devlet neredesin?”

Kentsel dönüşüm: Sevgili muhteremler, bu kapitalistlerin son 20 yılda en çok kullandıkları kelimelere bakın birincisi “piyasa” çıkar, sonra “değişim” sonra da “dönüşüm” kelimesi gelir . Böyle alengirli laflara hep temkinli yaklaşmak lazım. Dönüşüm diyor, millette seviniyor aman ne güzel dönüşeceğiz diye. "Adamın evi yıkılmasın" diyorsun "ah sen eski kafalısın dönüşüme mi karşı çıkıyorsun" diyorlar, "orası otel olmasın aman" dersin, “dünya çapında kent”olduk sen hala “tren garı” diyorsun derler, “mahallesi yaşamıdır o insanların” dersin, "oh biz ne alternatif projeler yaptık mis gibi" derler.

Yakında kent merkezleri bunlara, bize kayabaşının 33. katındaki 45 metrekaresi kalacak sanırım. O yüzden Kent hakkı diyeceğiz. Yani bu “kent” bizim hakkımız, öyle dönüş dönüş nereye kadar. Hem “yavaşlık” iyidir.

Biz el kitabı dedik, editör “daha 5 madde de 5000 karakter olmuş, hakkı baba, toparla gelsin” dedi. Bir de link eklemiş, iyi de bunları zaten Halkevciler yazmış uzun uzun , “hak mücadeleleri medya kılavuzu” diye. Gözlerinde öpüyorum bunu hazırlayan kardeşlerimin. Biz de elimize kalem aldık el kitabı yazacağız diye. Neyse muhteremler hazır kılavuz da var biz artık derde, isyana dalalım bundan sonraki yazılarımızda Kalın selametle http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=27493

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
Mollom CAPTCHA
Yukarıdaki Resimde gördüğünüz karakterleri, altındaki kutucuğa yazınız. (Güvenlik için zorunlu)