2009 Mart ayında Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’in Eskişehir Sanayici ve İşadamları Derneği (ESİAD) tarafından düzenlenen "Küresel Mali Kriz ve Türkiye Ekonomisi" konferansında yaptığı konuşmada dikkat çekici bir nokta vardı. O da Türkiye’deki işssizliğin artmasının nedenini kadınların işgücüne katılımı olarak açıklamasıydı. 7 Kasım 2009’da Referans gazetesinde yayınlanan “Krizde kadın cesaretiyle iş aradılar, umutsuz erkeklerin yerini aldılar” başlıklı haber de benzer bir vurguyu taşıyordu. İki açıklamada da dikkati çeken şey kriz dönemlerinde kadın emeğinin daha çok gündeme geliyor oluşudur. Bu Şimşek’te rahatsızlık yaratıyor olsa da patronlar için rahatsızlık yaratmadığı açıktır. Zira kadın işgücü ve istihdamı 1993 yılından itibaren her yıl belli miktarda ama özellikle kriz dönemlerinde hızlı bir artış eğilimi göstermiştir. Peki nedir kriz dönemlerinde patronlar için kadın emeğini daha da cazip kılan? Kadınlar sadece kriz dönemlerinde mi evlerinden çıkıp iş aramaktadırlar?
Son istatistikler de kadınların kriz dönemlerinde işgücü olarak piyasaya daha çok çıktıklarını göstermektedir. Kriz dönemlerinde kadın işgücü daha fazla istihdam olanağı buluyor. İşin diğer bir ilginç yanı ise yine kriz dönemlerinde kadınlar işten çıkarılma listelerinde başı çekiyor olması. İstatistiki veriler sanılanın aksine kadınların daha fazla iş kaybına uğradıklarını da ortaya koyuyor.
Daha fazla kadının işgücü piyasasına girmesini anlayabilmek için kadınların istihdam olanakları ve çalışma koşullarının nasıl olduğuna bakmak gerekir. Kadınlar Türkiye’de göç dalgasının başladığı 1950 yılına kadar yoğunluklu olarak tarım sektöründe ücretsiz aile işçisi olarak çalışmışlardır. Kırdan kente doğru yaşanan göçlerle birlikte kadınlar kent yaşamında ev içinde yaptıkları işlerin uzantısı biçiminde gündelikçilik, tekstil atölyeleri, eve parça başı iş alma ve çocuk bakımı gibi işlerde çalışmaya başlamışlardır. Kadının toplumsal olarak üzerinde olan bu işler emeğini değersizleştirmekte ve daha da ucuzlatmaktadır. Kadın emeğinin bu niteliklerinden kaynaklı olarak da enformel işlerin başlıca işgücü kaynağı haline gelmişlerdir. Bu işlerin ne kadar yapıldığı sayılmadığı için kentlerdeki işsizlik oranlarında sadece kayıtlı kesimde yer alan işsizlik gözükmekte dolayısıyla formel alanının kaydı tutulamamaktadır. Bu nedenlerden dolayı enformel alanda çalışan kadınların sayısına asla tam olarak ulaşılamamaktadır. Bu da kadın emeğinin ‘görünmez’ ve ‘karşılıksız’ olma özelliklerini de daha da pekiştirmektedir. Enformel işler dışında devletin bütçesinde kamusal hizmetlere ayrılan payların kısılması da en çok kadını etkilemekte ve bakım işleri gibi işler tamamıyla kadının üstüne kalmaktadır. Kriz dönemlerinde kadınlar bir yandan evişlerine ve bakım hizmetlerine emek harcarken bir yandan da işsiz kalan erkeklerin yerine geçimi sağlamak için her türlü işi kabul eder duruma gelmektedirler.
Bugün ise krizden çıkışın çözümü olarak kadınları görmektedirler. Nedeni çok açık: kadın emeğinin daha ucuz, güvencesiz çalışma koşullarına uygun, parçalanmış üretimin bir parçası olmalarının daha kolay oluşu ve kapitalizmi besleyen erkek egemen sistemin kadınlara biçtiği roller. Görece daha yüksek bir maaşla ve sosyal güvenceyle çalışan erkeklerin yerine daha kötü koşullara razı olarak kadınların geçmeleri patronların daha çok işine gelecektir.
Halkın Sesi/93. sayı
Yorumlar
Yeni yorum gönder