
TMMOB 2. İstanbul Kent Sempozyumu’na Doğru Kentsel Dönüşüm Hazırlık Toplantısı 1 Kasım 2009 Pazar günü TMMOB Makina Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi. Toplantının açılış konuşmasını TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Kent Çalışma Grubu adına Çetin DURUKANOĞLU gerçekleştirerek sözü İstanbul 2. Kent Sempozyumu Düzenleme Kurulu adına Dinçer METE’ye verdi.
Sn. METE konuşmasında Sempozyumun bilginin toplandığı ve sunulduğu bir bilgi şöleni olmadığını, TMMOB’nin ve diğer tüm kurumların elindeki verileri ortaklaştırmak ve kentlerimize ilişkin bir örgütlenme sürecine de katkı sağlamak olduğunu ifade etti. Sn. METE ayrıca, Kent Sempozyumu sürecinde düzenlenen 17 Ağustos 1999 Kocaeli Depremi'nin 10. Yılında "Neler Yapıldı ? Niye Yapılamadı? " Paneli ve Ulaştırma Sempozyumu’nda gerçekleştirilen 3. Köprü tartışmalarının yanında bu toplantının da sürecin bir parçası olduğunu sözlerine ekleyerek, bu toplantının sonucunda belirecek başlıkların 2. Kent Sempozyumu’nda akademik bilgiler ile hayatın gerçekliğini ortaklaştırmak noktasında önemli olduğunu da ifade ederek konuşmasını sonlandırdı.
Sn. METE’nin konuşmasının ardından TMMOB İstanbul İKK Kent Çalışma Grubu adına sırasıyla Çetin DURUKANOĞLU, M. Uğur GİRİŞKEN ve Hasan AÇIK tarafından kısa süreli sunumlar gerçekleştirildi.
Sn. DURUKANOĞLU, AKP Hükümetin Kısa ve Orta vadeli programında yer alan, 2010 yılında oluşturulması planlanan “İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Projesi Strateji belgesinin, kapitalizmin krizi beraberinde gelişen finans merkezi temelli bu yönelimin bir parçası olduğunu, bu sürecin rant odaklı bir dönüşüm anlamına geldiğini ve kentlerimizde de kentsel dönüşüm ve barınma hakkı konularında bu strateji belgesinin önemli bir yıkım aracına dönüşeceğini ifade etti. Sn. DURUKANOĞLU sunumuna Kent Çalışma Grubu tarafından çalışmaları sürdürülen İstanbul Kentsel Talan Haritası üzerinden devam ettirerek; İstanbul genelinde yürütülen Karayolu Lastik Tüp Geçiş Projesi, Marmaray, Yedi Tepeye Yedi Tünel ve 3. Köprü gibi çeşitli rant odaklı projelerin yanında Corner Otel, 2B alanlarında inşa edilen lüks villalar, kentsel dönüşüm alanları, kongre ve ticaret merkezleri gibi çeşitli projelerde İstanbul’un bir üretim kentinden küresel bir tüketim merkezine, kısaca küresel ölçekli bir finans merkezine dönüşmekte olduğunu ifade etti. İstanbul’da yaşanan bu dönüşümlerin bütünlüklü bir şekilde değerlendirilmesinin önemli olduğuna dikkat çeken DURUKANOĞLU, gerek Çevre Düzeni planlarının seyrine, gerekse de yasalarda ve mevzuatlarda yaşanan değişimlere bakıldığında, önümüzdeki sürecin bu kapsamda yürütülecek mücadeleyi de ortaklaştırmasının kaçınılmaz olduğuna da ifade ederek konuşmasını sonlandırdı.
Sunumun devamında İKK Kent Çalışma Grubu’ndan Uğur GİRİŞKEN de kentlerimizde yaşanan küresel ölçekli bu dönüşümün ipuçlarının gerek İstanbul Çevre Düzeni Planı’nda gerekse de TOKİ eliyle yürütülen projelerde gizli olduğunu ifade etti. Sn. GİRİŞKEN, TOKİ-Kentsel Dönüşüm ilişkisi üzerinden çeşitli değerlendirmelerde bulunduğu sunumunda TOKİ’nin geçmişten günümüze değin edinmiş olduğu yetkilerle kontrol edilemez bir piyasa aktörüne dönüştüğünü; kamusal arsaların-arazilerin planlanmasında, projelendirilmesinde, kamulaştırılmasında, ihale edilmesinde, yapı ruhsatlarının alınmasında, iskan verilmesinde, sözleşmelerde şekil şartı aranmamasına kadar uzanan geniş bir yelpazede faaliyet yürüten bu yapının bürokrasiyi aşmanın ve rantın paylaşımının önemli bir aracı olduğunu da sözlerine ekledi. Hükümetin yakın zamanda gündeme getirdiği Anayasa Taslağı’nda barınma hakkına ilişkin herhangi bir ifadenin yer almadığını, AKP Hükümeti’nin mevcut yöneliminin TOKİ ile vücut bulacağı gerçeğinden hareketle kent yoksullarını önümüzdeki günlerde daha da zorlu bir sürecin beklediğini, bu yıkım sürecinin karşısında mücadelenin nasıl yükseltileceğinin de bugün en önemli sorunlarımızdan birisi olduğunu sözlerine ekledi.
Sunumun son bölümünde de İKK Kent Çalışma Grubu Üyemiz Sn. Hasan Açık, Kentsel talan haritası kapsamında İstanbul’un toplam yüzölçümünün yaklaşık %3’ünü kaplayan 2B alanlarındaki mevcut yapılaşmaya değinerek, hükümetin 25 Milyar dolar civarında gelir beklediği bu alanların bizler için yaşamsal öneme sahip olduğunu ifade etti. Sayın AÇIK ayrıca, Türkiye genelindeki ormanların yaklaşık %20’sinin Tapuya tescil edildiğini belirterek, hangi alanların orman alanları hangi alanların yerleşim alanları olduğuna dair teknik anlamda da çeşitli belirsizliklerin olduğunu dile getirerek, yakın bir geçmişte İstanbul’da 2B alanlarının tespitine yönelik ihale sürecinin başlatıldığını ve bu konuda önümüzdeki süreçte mevcut 2B’lerin statülerinin değiştirilmesi tehlikesinin belirdiğini de sözlerine ekledi.
Sunumun ardından mahalle dernekleri ve kent inisiyatifleri temsilcileri söz alarak yaşanmakta olan dönüşüm süreçlerinin kendi yerellerindeki yansımaları ve mücadele deneyimleri üzerine çeşitli aktarımlarda bulundular. Mahalle dernekleri ve kent inisiyatiflerinin temsilcileri öğleden önce yaptıkları konuşmalarda aşağıdaki görüşleri dile getirdi.
· Mahallelerde kentsel dönüşüm karşıtı derneklerin ve kent inisiyatiflerinin kendi yerellerini aşarak zaman zaman bir araya geldiğini, ancak yasalarda ve mevzuatlarda yaşanan sürekli değişim ve bu aşamada yetkili kılınan kurumlar karşısında kurumlara karşı yürütülen mücadelenin bir üst noktaya taşınamaması durumunda bu sürece karşı yeterli bir direncin sergilenemeyeceği, bu kapsamda kent hakkı mücadelesine uygun söylemlerin oluşturulması gerektiği,
· 2007 yılında yapılan kentsel dönüşüm gündemli olan ve çeşitli inisiyatiflerin bir araya geldiği toplantıdan ne yazık ki ortak mücadele ve dayanışma noktasında geliştirilecek ortak bir söylemin çıkmadığı, TMMOB İstanbul 2. Kent Sempozyumu’nun “bu kentin asıl sahipleri bizleriz” söylemini geliştirecek bir temelde yürütülmesi gerektiğini ve bu kapsamda değerlendirilmesinin önemli olduğu,
· TMMOB İstanbul 2. Kent Sempozyumu’nun kent hakkı kurgusuna yönelmesi gerektiği,
· TOKİ’nin Sarıyer bölgesinde çeşitli etüt çalışmaları yaptığı, İBB ile TOKİ arasında takas projelerinin uygulanmakta olduğu, dönüşümün yerinde yapılması durumunda halkın bu projelerde yer alabileceği, aksi halde yapılacak ve rant odaklı projelere karşı gerekli tepkilerin verileceği, TOKİ’ye karşı olunmadığı ancak bölgeyi mahalleliye değil başkalarına açacak olmasına karşı olunacağı,
· TOKİ’nin yasalardan ve mevzuatlardan doğan çeşitli yetkileri nedeniyle TOKİ ile çalışmanın mümkün olmadığı,
· Uzmanlardan oluşan ve halkın da içinde olduğu bir komisyon kurulması ve planlamanın kapalı kapılar arkasına terk edilmemesi gerektiği,
· Rantın olduğu yerde ideolojilerin kalmadığı, yerellere gelen kent aktivistleri ile hareketlenen mücadelenin devamının getirilmesi gerektiği, belediyelerdeki teknik kadroların yöneticileri olumsuz politikalara sürüklediği ve bu aşamada Belediyelerin halkın yanına çekilmesi için mühendis, mimar ve şehir plancılarının teknik destek vermesi gerektiği,
· Avan Proje kavramının TOKİ ve Belediyelere özel ve tek yanlı bir hukuk alanı açtığı, kamulaştırmalarda Avan proje üzerinden pazarlıklar yapıldığı, satış vaadi sözleşmesi yerine şekil şartı aranmaksızın yapılan ve avan projeye dayalı sözleşmelerin büyük sıkıntı yaşattığı,
· Bilgilerin ortaklaştırıldığı ve bilgi akışını sağlayacak mekanizmaların oluşturulduğu bir çatı örgütlenmesi gerektiği,
· Mevcut mahalli örgütlülüklerin çözülmekte olduğu, bu durumun sorgulanması gerektiği, örgütlülüklerin yerine örgütlü ve etkin bir mücadelenin oluşturulması gerektiği,
· Mahalle ve kent inisiyatiflerinin mücadelesinin ve bilgilerinin ortaklaşması gerektiği, yerellerden bilgi akışının bu kapsamda sağlanması durumunda TMMOB örgütlülüğünün bu mücadelenin biçimini şekillendirme ve yerellerin kendi gücünü keşfetmesi aşamasında önemli katkılar sağlayacağı,
· Avan Proje kavramı karşısında nasıl bir mücadele edileceğinin tartışılmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda bir çalışma yürütülmesi gerektiği,
· Her dönüşüm alanının farklı bir hukuki zemini ve bu kapsamda farklı sorunları olduğu,
· Kentlerimizde uygulanan ve barınma hakkını hiçe sayan çeşitli hukuksuz uygulamalar karşısında bir hukuk komitesinin kurulması gerektiği,
· İçinde Avukatların, Mimarların, Mühendislerin ve Şehir Plancılarının yer aldığı muhalif bir bilirkişi ekibinin kurulması ve kent inisiyatiflerinin birbirleriyle bağlantıda olması gerektiği,
· Ayazma bölgesinde yaşadıkları yıkımlar karşısında direndiği, evsiz kalan 18 ailenin kurdukları çadırlarda 3 kez daha yıkım yaşadığı ama her şeye rağmen mücadeleyi devam ettirdikleri,
· Kentsel dönüşüm kavramında yerinde dönüşümün önemli olduğu,
· Sermayenin geri dönüşüm sağlamazsa yatırım yapamayacağı, kapitalizmin tek amacının kar olduğu ve bu kapsamda ne kadar alternatif proje yapılırsa yapılsın sistemin kendisine uygun olmayan bu projeleri kabul etmeyeceği,
· Sistemin projeleri karşısında alternatif projeye ihtiyacımız olmaması gerektiği ve tüm bölgelerin savunulması gerektiği,
· Meslek Odalarında ve akademisyenlerde teorik bilgi, mahallelerde de hayatın içinden gelen pratiklerin olduğu, zaten barınmakta olan ve bu hakkı kazanan insanların yeni projelerle barınma hakkı pazarlığı yapmasına gerek olmadığı,
· Bu türden toplantıların mahallelerde, mahallelilerin katılımıyla yapılmasının yararlı olacağı,
· Rantsal dönüşümün halka hiçbir faydası olmadığının herkese anlatılması gerektiği,
· Dönüşüm sonrasında yerinden edilenlerin önceleri tek kişinin maaşıyla geçinebildiği, ancak yeni yaşam alanlarında beliren apartman yaşantısında giderlerin hat safhada.olması dolayısıyla tüm ailenin çalışmak durumunda kaldığı,
· Mevcut yerlerinden sürülen insanlar arasındaki dayanışmanın ortadan kaldırıldığı, apartman kültürünün bu aşamada önemli olduğu ve kent yaşantısının yerinden edilenleri yuttuğu, çocuklarda davranış bozuklukları gözlemlendiği,
İfade edildi.
Toplantının öğleden sonraki oturumunda da yerellerde yaşanan sorunlar ve çözüm önerileri dile getirildi.
· Planlama ilkelerini de hukuku da öğrenmenin işe yaramayacağı,
· Kenti savunmanın meşru bir hale geldiği,
· Yerellerde nasıl bir mücadele içinde bulunulduğunun tüm inisiyatiflerce sorgulanması gerektiği,
· Mahalle dernekleri ve kent inisiyatiflerinin örgütlenemediği koşullarda TMMOB’nin de bir şeyler yapmakta zorlanacağı,
· Mahalle derneklerinin kurulma ve varlık nedenlerinin salt kentsel dönüşüm uygulamaları olmaması gerektiği, altyapı sorunları vb. sorunlar varken sadece ev yıkılır mı yıkılmaz mı sorunlarıyla ilgilenilmemesi gerektiği,
· Birçok mahalle derneğinin, yerellerde temsil sorunu yaşadığı,
· Mahallelilerin kendi sorunlarına sahip çıkması konusunda bilgilendirilmesi gerektiği,
· Mahallelerde yapılan bilgilendirme amaçlı konuşmalarda ve toplantılarda mahalle derneklerinin TMMOB’den mühendis, mimar ve Şehir Plancısı çağırması durumunda mahallerde toplantı katılımının arttığı,
· TMMOB’nin mahallelere inmesi ve yerellerde gerekli bilgilendirme çalışmalarında bulunması ve kitleyi aydınlatması gerektiği,
· Mimarlar ve Mühendislerin bazı özel bölgelerin koruma alanı ilan edilmesi için uğraşması gerektiği,
· Tapunun ya da mülk sahipliğinin dönüşüme engel olmadığı, İBB meclisinde çok sayıda plan tadilatının ve kararın oylandığı, bu sürecin takipçisi olunması gerektiği,
· Genel bir dönüşüm yapılamayan bölgelerde parça parça alanlarda yapılan plan tadilatlarıyla dönüşümün belirli aşamalarının gerçekleştirilmek istendiği, yerel yönetimlerin değişmesi durumunda mevcut projelerin yeniden hayata geçirilme tehlikesi olduğu,
· Beykoz, Sarıyer, Küçükçekmece bölgelerinde ÇDP’ye karşı mahalleler ile beraber itiraz çalışmaları başlatıldığı, 1/100000 ölçekli planın yaşamakta olduğumuz tüm kaygıları meşrulaştırdığı, bu süreçte davanın beraber takip edilmesi gerektiği, İstanbul’u tüm mahalleleriyle konuşmak gerektiği,
· Kentlerle ilgili konuşurken, kentteki işçilerin yaşadığı sağlıksız koşullara da değinilmesi gerektiği,
· İstanbul’un farklı bölgelerinin farklı hukuki statülerde dönüşüme maruz kaldığı, Tarihi Yarımada’da bu kapsamda 5366 Sayılı Yasanın önemli olduğu ve mahalleliye uzmanlar eşliğinde basit belgeli bilgilendirmelerin yapılması gerektiği,
· Bütün kent hakkını savunan üst bir kurulun olması gerektiği,
· Aralarında Odaların, üniversitelerin, sendikaların, kadın örgütlerinin bulunduğu bir iletişim ağı kurulması gerektiği,
· Odaların bütünlüklü bir şekilde bu dönüşüm sürecine sahip çıkmadığı, birkaç Odanın dışında sürece müdahil olunmadığı,
· 2259 sayılı kanunun polisin halkı koruması kanunu ve bir kamu hizmetinin parçası olmasına karşın, Tarlabaşı’nda yaşayanların can güvenliği olmadığı, sokak lambalarının yanmadığı, altyapının çürümekte olduğu, altyapının ve binaların yenilenmesi aşamasında Anıtlar Kurulu’nun izin vermediği,
· Dönüşüm projelerinin mağdur yaratması durumunda yağma olarak nitelendirilmesi gerektiği,
· Kent Sempozyumu’na doğru yapılan bu toplantının 2 sene öncesine göre çok daha olumlu bir noktada olduğu,
· TMMOB’ye bağlı Hukukçular aracılığıyla mahalle dernekleri ve kent inisiyatifleriyle beraber bir organizasyon düzenlenebileceği,
· Aradaki çelişkileri aşarak bir araya gelinmesi ve bütünü görmemiz gerektiği,
· Yerellerdeki ayakların güçlendirilmesi gerektiği,
· Mevcut projelerin insansız düşünüldüğü ve bunun karşısında temel kavramın insan olması gerektiği,
· Mahallelerin örgütlenmesi gerektiği,
· Bu içerikteki toplantıların birinci ağızlardan mahallelerde düzenlenmesinin yerellerde olumlu sonuçlar doğuracağı, akademisyenlerin ve konuya hakim uzmanların gelmesi durumunda mahallelilerin ilgisinin arttığı,
· Yaşanan bu sorunların küresel bir sorun olarak değerlendirilmesi gerektiği ve başka örgütlülüklerden de deneyim ve mücadeleler konusunda yardım alınması gerektiği,
ifade edildi.
TMMOB
İstanbul İl Koordinasyon Kurulu
Kent Çalışma Grubu
Yorumlar
Yeni yorum gönder