Her yıl daha karmaşık bir sorun yumağına dönüşen eğitim sistemimiz bu yıl da ciddi sorunlar ve sancılarla başladı.
Para trafiği psikoloji bozuyor
Her yıl daha karmaşık bir sorun yumağına dönüşen eğitim sistemimiz bu yıl da ciddi sorunlar ve sancılarla başladı.
Bu yazıda özellikle 33 bin 978 sözleşmeli öğretmen olmak üzere toplam 453 bin 318 öğretmen ve 10 milyon 709 bin öğrencinin eğitim sürdüreceği ilköğretim alanına biraz yakından bakmak istiyoruz. Çünkü ilköğretim tüm yurttaşları hayata hazırlama hedefi ve zorunlu olması açısından ayrı bir önem göstermektedir.
İlköğretimin ve genel olarak eğitim sistemimizin temel sorunlarından biri iktidarların eğitimi kamu hizmeti anlayışından uzaklaştırma çabasıdır. Anayasa, Çocuk Hakları Sözleşmesi, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde eğitimin “hak” olduğu, ilköğretimin parasız olduğu hükmü yer alsa da uygulanın böyle olmadığı ortadadır.
Her eğitim öğretim yılı kayıt parası kargaşası, okulların açılışından kapanışına, hatta mezuniyet belgesi olan diplomanın alınmasına kadar süren para talepleri… Her dönemde “yasak” olduğu söylense de, okul idarecilerine “Tavşana kaç tazıya tut” dercesine “Anayasa’ya selam zorla bağışa devam” cinsinden manidar sonuçlar ortaya çıkmaktadır.
HÜKÜMET İLKÖĞRETİMİ GÖZDEN ÇIKARDI
Okullarımızın temizliği, araç-gereç alımı gibi onlarca maddede ifade edilebilecek ihtiyaçları velilerden alınan zorunlu bağışlarla karşılanıyor. Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, okullarımızda 27 değişik ad altında öğrencilerden zorla para toplandığını söylediği halde bu konuda hiçbir düzenlemeye gidilmemesi bakanlığın da bu konuya yaklaşımını göstermektedir. Eğitim harcamalarının artması karşısında her yıl bütçeden ayrılan payın erimesi AKP Hükümeti’nin eğitimi gözden çıkardığını açıkça gösteriyor.
VELİYE ‘KESENİN AĞZINI AÇ’ DENİYOR
Okullarda yapılacak eğitim faaliyeti planlı bir faaliyettir. Planlanan bu hedeflere ulaşabilmek içinde yatırımlar yapılır, kaynak ayrılır, ihtiyaca uygun personel yetiştirilir ve istihdam edilir. Oysa şu anda okul yapımı hayırsever vatandaşlara, okulun giderleri de velilere havale edilmiştir. Velilere çocuklarının okumaları karşılığı kesenin ağzını açmaları gerektiği düşüncesi aşılanmaya çalışılmaktadır. Hem okullarda zorunlu bağış, karne parası, katkı parası gibi adlar altında para toplamanın yasak olduğunu ifade edip, hem de okullara ödenek göndermemenin başka bir izahı olabilir mi?
Okullardaki bu para trafiği veliler açısından, maddi sıkıntının yanında pek çok olumsuzluğu da yanında getirmekte. Okul-veli işbirliği sadece bu parasal ilişki düzeyine çekildiği için veliler okullarında yapılan veli toplantılarına dahi katılmak istemiyor. Genelde bu toplantılarda eğitim-öğretim konuları, çocukların gelişimi için öğretmen veli işbirliği konuları konuşulması gerekirken, okulun ihtiyaçları ve katkı payları gündemin ana unsurunu oluşturuyor.
‘ÖĞRETMENİM KAÇ LİRA BORCUM KALDI?’
Parasal sorunlar sınıflara dek uzandığı için öğretmen öğrenci ilişkisi de olumsuz etkileniyor. Bir öğrencinin öğretmenine “Öğretmenim kaç lira borcum kaldı?” diye sorması okullarımızda alışılageldik bir durumdur. Bu durumdan bir çok eğitimci utanç duyuyor. Arkadaşları ve öğretmeni önünde bu tür parasal konularda eziklik yaşayan çocukların psikolojileri olumsuz etkileniyor. Okul idarecileri de, mesailerinin büyük bölümünü okul ihtiyaçları için kaynak arayışıyla geçirmekten rahatsızlar.
Veliler, okul aile birlikleriyle, okul idarecileriyle ve öğretmenlerle ters düşmemek adına yanlış gördükleri bir çok olumsuzluğa tepki göstermekten çekiniyorlar. Bireysel tepkilerin yeterli olmadığını gören veliler “Kendi sorunlarımızı kendi ellerimizle dayanışma içinde çözümleyelim” diye yola çıkmış ve 1997 yılında Tüm Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği’ni (ÖVDER) kurmuşlardı.
Her türden okul katkı payı, öğrenim ve eğitim kurumlarındaki özelleştirme durdurulmalıdır. Okullarımızda veli okul arasında yaşanan her türlü para trafiğine son verilmelidir. Okullarda açılan bu tür paralı kurslar, halkın okula para ödeme alışkanlığını geliştirme maksatlı özelleştirme uygulamalarıdır. Okullarımızdaki para karşılığı kurslara son verilmeli, eğer böyle bir desteğe ihtiyaç varsa da Bakanlık tarafından tüm öğrencilere eşit şartlarda verilmelidir.
‘MÜFREDAT DA BÜTÇE DE SORUNLU’
Zekiye Cansel (Öğrenci velisi): Okulla ve öğretmenlerle para konusunda biz veliler yüz yüze geliyoruz. Bu da hiç hoş olmuyor. Okul yönetimi ve öğretmenlerle velilerin çocuklarının eğitimi için bir araya gelmesi gerekir. Eğitim için devlet daha fazla bütçe ayırmalı. Uygun bir müfredat ve yeterli bir bütçeyle bu sorun çözülecektir. Çocuklarımız verilen ödevleri yapamıyor. Bizlerden yardım almadan yapması da imkansız. Yeni müfredata göre verilen ödevler bence velilere hem maddi, hem manevi bir külfettir. Öğrencimiz her gün eve yeni bir talep yada malzeme listesiyle geliyor. Bunları almakta hem de istenilenleri yapmakta zorlanıyoruz. Bu müfredat acilen değiştirilmeli
Oğuz Cansel (İlköğretim Öğrencisi): Performans ödevlerini kendimiz yapamıyoruz. Çünkü çok zor şeyler veriliyor. Okulda bizden sürekli para istiyorlar. Bazı öğretmenler öğrencileri dövüyor. Kantinlerden alışveriş yaparlarken kim güçlüyse o herkesi itiyor, sıkıştırıyor. Tuvaletler çok kirli.
İLKÖĞRETİM MÜFREDATI ÜLKE GERÇEKLERİNE UYMUYOR
YENİ İlköğretim Müfredat Programı eleştiriler görmezden gelinerek 4’üncü yılını da geride bıraktı. Bundan önceki programın öğretmen merkezli olduğu, dolayısıyla ezbere dayalı, düşünmeyen, sorgulamayan, tartışmayan bireyler yetiştirmeyi ilke edindiği gerçekti. Şu anda uygulanmakta olan öğrenci merkezli olarak adlandırılan programın “Öğrencilerin araştıran, sorgulayan, tartışan ve yaparak yaşayarak öğrenme süreçlerine katıldığı bir öğrenme süreci” yaratacağı çok iddialı bir şekilde anlatıldı. Ancak 5’inci yılında bunun böyle olmadığını yaşayarak öğrendik.
Altyapısı hazırlanmadan alelacele uygulamaya sokulan program ülkenin ekonomik-sosyal gerçekliği üzerine kurulmadı. Bu programın 40–50 kişilik sınıflarda başarılı olma şansı hiç yok. Programın uygulanması ve derslerin etkinliklerle kavratılması amaçlandığından okulların materyal, araç ve gereç bakımından donatılması önemli. Halen bir çok okulda fen ve teknoloji laboratuvarı bile bulunmuyor. Bugün il merkezindeki okullarımız da dahi müzik, görsel sanatlar, iş-teknik atölyeleri ve spor salonları yok. Performans ve proje ödevleriyle ekonomik yük getiriliyor. Ödevler ya velilere yaptırılıyor ya da internetten hazır çıktılarla sunuluyor. Not için ödev yapmaktan öte anlam ifade etmeyen bu durumun öğrenciye başkasının emeğiyle kazanç sağlama gibi olumsuz davranışlar kazandırması riskini de taşıyor
HANİ DERSHANELER KALKACAKTI?
Okulun ve öğretmenin başarısının 6.sınıftan itibaren de SBS puanlarıyla ölçüldüğü bir uygulamada öğrencilerin kendi yetenekleri doğrultusunda gelişmelerine olanak sağlanabilinir mi? SBS’de sorulan soruların dershanedeki eğitim–öğretim yöntemine göre hazırlanması öğrencilerin dershaneye gitmelerini adeta mecburi hale getirmiştir. Oysa bu müfredat programının ruhuna kesinlikle sınav ve not sistemi uygun düşmez. Çünkü sınav ve not sistemi, geliştiren değil, eleyen ve seçen bir sistemin ürünüdür. Buradan da anlaşılıyor ki yeni müfredat programının mimarları, halka “Çocuklarınızı araştıran, sorgulayan ve kendi yetenekleri doğrultusunda yetiştireceğiz” borazanını çalarken uygulamada, bireyi eğitmekten çok, piyasanın ihtiyaçlarına yanıt vermeye çalışan bireyci, rekabetçi değerleri öne çıkaran birey modelini yaratmanın çabası içindeler.
MÜFREDAT UYGULANAMIYOR
Ali Gülay (İlköğretim Matematik Öğretmeni): Matematik pek çok öğrencinin korkulu rüyasıdır. Yeni müfredat öğrencilerimize matematiği sevdirmek için uzun çalışmalar sonucunda hazırlanmıştır. Her ünitede konuyu tüm yönleriyle açıklayan etkinliklere örnek sorulara ve çözümlerine yer vermiştir. Ancak bütün bu etkinliklerin yapılabilmesi için haftalık ders saatinin çoğaltılması, sınıf mevcutlarının azaltılması, sınıf odaklı sistemden vazgeçilmesi gerekir.
Gamze Özkan Ersöz (Türkçe Öğretmeni): Yeni müfredat eski sistemin getirdiği boşluğu kapatmak için fırsat olabilir. Yalnız bu programın uygulanması için gerekli şartlar henüz oluşturulmadığından tasarlanan modelin istenebilen sonuçları veremeyeceğini düşünüyorum. Gerek okulların içinde bulunduğu şartlar, gerek ekonomik şartlar müfredatın gerektirdiği durumları yaratamıyor.
Hasan Özaydın (Eğitim Sen Bursa Şubesi Eğitim Sekreteri), Yüksel Hoş (Eğitim Sen Bursa Kestel Baştemsilcisi), Mehmet Bakırcı (Öğretmen), Ayten Vurdu Sezen (Öğretmen), Ülker Altın (Öğretmen), jNursel Pehlivan (Öğretmen)
(Evrensel)
Yorumlar
Yeni yorum gönder