İşsiz ve Güvencesi Eğitimciler Platformu (İGEP'in) Dünü, Bugünü ve Yarını

İşsiz ve Güvencesiz Eğitimciler Platformu(İGEP) kurulalı yaklaşık bir buçuk ay oluyor. Talepleri ise başta öğretmen atamalarının bir an önce kadrolu olarak yapılması ve eğitimin her kademesinde paralı uygulamalara, esnek çalışmaya son verilmesidir.
 
Platform çalışanlarımızın bir kısmı 2–3 sene öncesinden Eğitim-Sen’in komisyonlarında aynı amaçla çalışmaya başlayan kimselerdir. Önemli bir kısmı da 8 aydır başka bir platform adı altında çalışmakta idi.
Bizim bu konudaki mağduriyetimiz ise 8 yılı buluyor. Yani öğretmenliğimizi tescil etmek için, daha doğrusu kadrolu olabilmek için karşımıza çıkarılan ilk sınav, 2001 yılında, yani bu hükümetten bir önceki hükümet zamanındaydı.
Fakat onlar bu hükümete sadece yol açtılar, değilse başımıza asıl çorap ören ise bu hükümettir.
KPSS denilen ve kamuda memur olmak için önümüze dikilen bu “kepaze” sınavının bela olma derecesini ve öğretmen olarak atanabilme şansımızın bu kadar sıkışmaya uğrayacağını bizler dahi ilk başlarda bu kadar yoğun ve derinlemesine anlayamadık. Bayram geliyor atanırız, seçim geliyor atanırız dedik. Fakat öyle olmadı. Yığılmalar arttı. Bir de baktık ki 300 bin kişi sırada bekliyor ve sözleşmeli-ücretli gibi öğretmenlik uygulamaları kural haline dönüşüyor. Asıl hedef ise kadrolu öğretmenliktir. Yani kadrolu öğretmenliğin altını oyarak topyekûn sözleşmeliliğe geçmek ve özelleştirmeyi eğitim alanında da tam olarak uygulamaktır.
Bizler bu sıkışmışlığı ve saldırının boyutunu yoğun bir mücadele ertesinde hızla kavrayan bireyler olarak bu kuşatmadan; kendi içimizde demokrasiyi işletmeden, sıradanlaşmış basın açıklamalarıyla veya çoğu bu sorunların kaynağı olan parti ve sendikalarla yalvarırcasına müzakere etmekle hiçbir sorunumuzu çözemeyeceğimizi anlayarak yola çıktık.
Görece az olsak da kararlılıkta ve bilinçte çoktuk. Yaptığımız ilk iş ise; saldırının toptan eğitim sistemine yapıldığını bilince çıkartarak topluca bir eğitim mücadelesi için başta eğitim alanındaki her türlü örgütlenme çalışmaları ile ve eğitim haricindeki güvencesizliğe karşı mücadele eden Tekel işçileriyle birleşik bir mücadele etmenin yollarını aramak oldu.
Eğitimde mücadele deyince akla gelen ilk sendika olan Eğitim-Sen, asistan sorunlarını duyuran Asistanlar Girişimi ve Anti 50-D gibi oluşumlarla, öğrenci velilerinin birliği olan Öv-Der, dershane çalışanlarının yeni başlamış olan Tez-Kop İş’teki örgütlülüğü, üniversitelerde sesini çoktan duyurmuş olan Genç-Sen, yıllardır eğitim alanında derdini anlatan EED ve bunun gibi kurumlarla temaslarımız halen sürmektedir. Ve her biri bu ortak mücadelenin ayakları olmaktan mutluluk duyacağını ve çalışmalarımızı saygıyla karşıladıklarını bildirmektedir. Tekel işçileriyle dayanışmamız ise 22–30 0cak arasında bizzat onların yanında çadır açarak, dayanışarak, daha doğrusu bir olarak gerçekleştirildi.
Bizler yukarda da açıkladığımız gibi içinde bulunduğumuz öğretmen atamaları sıkıntısının; öğrencilerden alınan katkı paylarından, üniversite öğrencilerine getirilen harç zamlarından, asistanların özlük haklarını kırpma çalışmalarından, kadrolu öğretmenleri sıkıştırma çalışmalarından ve ya Tekel işçilerine yapılan saldırıdan ayrı düşünülemeyeceğini biliyoruz. Yapılan bu topyekûn saldırıya da ancak ve ancak topyekûn cevap verilerek kurtulabileceğimizi haykırdığımız gibi bu birliktelik istemimizi de sadece sözde değil eylemlerimizle de gösteriyoruz.
 
TEKEL DİRENİŞİYLE ORTAKLAŞTIĞIMIZ İLK GÜNLER:
 
Bizler Tekel işçileriyle birlikte hem Tekel işçilerinin hem de bizim, daha doğrusu hepimizin mücadelesini yükseltmeye 22 0cak günü başladık. Tekel işçilerinin yanına Eğitim-Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç ve diğer Genel Merkez yetkilileri ile birlikte katıldık. Zira öncesinde sendikanın Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki açıklamasına ortak olmuştuk.
Tekel işçilerine kar altında yaptığımız konuşma gayet ilgiyle ve coşkuyla karşılandı. Birlikteliğimiz onlara büyük bir sevinç yaşattı. Dayanışmanın böyle, birlikte durularak yapılacağını gösterdiğimiz için defalarca teşekkür ettiler bizlere. Bizler de o ana kadar televizyonlardan izlediğimiz kararlılıklarına tanık olarak ekstra bir coşku yaşadık. Üç gün dediğimiz dayanışma çadırımız ise on güne kadar sürdü böylece.
Ben dört gün boyunca o şanlı alanda bulunabildim. Ve gördüğüm kadarıyla birçok işçi akrabalarından dolayı sorunlarımızı ve bu nedenle ortaklaşma nedenimizi büyük oranda biliyordu. Öğretmen atamalarının azlığını, eğitimin genel olarak iflasını ilk kez orada bizlerle bilince çıkaran işçiler ise mücadelemizi ayriyeten kutluyorlardı. Böylece bizler günlerce orada kalarak hem dayanışma ateşini yükseltmiş hem de mücadelemizi, taleplerimizi ortaklaştırmış oluyorduk.
 
TEKEL İŞÇİLERİYLE DAYANIŞMAMIZDA ÖĞRENDİKLERİMİZ:
 
Tekel işçileri ülkemize ve hatta dünyaya birinci olarak hak alma mücadelesinin nasıl yapılacağını hatırlattı. İkinci olarak da işçi sınıfının ve emekçi katmanların mücadelesinin ölmediğini gösterdi.
Evet, hak alma mücadeleleri sadece basın açıklamalarıyla, mitinglerle, müzakerelerle kazanılmıyor. Bu saydıklarım hak alma mücadelesinde birer ilk aşamadır. Ancak özellikle ülkemizde bunlar kitlelere sadece tek araçlarmış gibi algılatılmaya çalışıldı ve bunlar yapıldığı halde sonuç alamadık diyerek de yine bir karamsarlık serpildi tüm halkın üzerine.
İşte Tekel işçileri sendikaları da aşarak kendi tekeline aldığı hak arama mücadelesiyle sadece kendilerinin değil tüm halkımızın da üzerindeki ölü toprağını atmışlardır. Bu anlamda biz kadrolu-güvenceli öğretmenliği elde etmeye çalışan öğretmenlerin de ‘öğretmenleridirler’ Tekel işçileri.
Bu aşamada Tekel işçileri isteklerini tam olarak kazanamasalar dahi aslında kazanmışlardır. Çünkü bir kere 4-C’nin kanunu bile değiştirtmişlerdir mücadeleleriyle ve seslerini tüm dünyaya duyurmuşlardır ve yine önemli bir ateşi yakmış olmanın tarihi onuru da üzerlerindedir. Daha ne olsun! Fakat Tekel işçileri ve bu arada tüm emekçi halkımızın, gerçek anlamda kazanmaması için de hiçbir neden yoktur. Yeter ki mücadele ateşi daha da alevlendirilsin ve yeni manevralarla mücadele yükseltilsin. Daha doğrusu ulaşması gereken tüm sendika ve kurumlar Tekel işçilerinin kararlılığına ulaşsın, yeter.
 
GENÇ BAKIŞ PROGRAMI’NA KATILIMIMIZ:
 
Tekel işçileriyle dayanışmamızın ardından platform olarak yaptığımız diğer önemli etkinlik ise 3 Şubat’ta Abbas Güçlü’nün yönettiği Genç Bakış programına katılmak oldu. Programda hem taleplerimizi hem de platformumuzu kamuoyuna tanıtma fırsatı verdiği için Sayın Abbas Güçlü’ye teşekkür ediyoruz.
 
4 ŞUBAT GENEL GREVİNE İSTANBUL’DA KATILIMIMIZ:
 
Genç Bakış programına katılmamızın ardından genel greve İstanbul’da katıldık. Burada sayı olarak çok kalabalık olmasak da gerek heyecanımız gerekse uygun yerlerde afişimizi göstermemizle kitlenin ilgisini çekmeyi başardık.
Parti, dernek ve platformların katılımı işçilerden fazla, yani işçilerin sayısının diğer kurumlardan daha az olmasına ve genel olarak heyecanın, düzenlemelerin eksik olmasına rağmen anlamlı bir grevde bulunmanın gururuyla etkinliğimize son verdik.
YAKIN GELECEKTE YAPACAKLARIMIZ:
 
Yakın gelecekte ise gasp edilmeye çalışılan Şubat ataması hakkımızla ilgili basın açıklamaları ve etkinlikler yapacağız. Yine örgütlenme çalışmalarımıza hız vereceğiz. Bu bağlamda kendine işsizlik sorununu, güvencesizlik sorununu, eğitimin iflasına dair karşı duruşu dert edinmiş herkesi bizlere, yani kendilerine destek olmaya çağırıyoruz. Topyekûn saldırıya karşı topyekûn mücadele edenleri dikkatli olmaya, samimiyete ve mücadeleye çağırıyoruz. www.igep.biz adlı sitemizi takip edip yaygınlaştırmanız ise en büyük arzumuzdur. Hepimize kolay gelsin…

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
Mollom CAPTCHA
Yukarıdaki Resimde gördüğünüz karakterleri, altındaki kutucuğa yazınız. (Güvenlik için zorunlu)