Türk Tabipler Birliği (TTB) ve SES’in ortaklaşa düzenlediği ‘Anadil ve Sağlık’ sempozyumunda, anadilin sağlık ve toplum üzerindeki etkisi tartışıldı. Sempozyumda, Kürt illerinde halkın anadiliyle sorunlarını hekime aktaramadığı için bu hizmeti alamadığına dikkat çekilerek, çözümün tercüman bulundurmanın dışında hekimlerin Kürtçe öğrenmesiyle olabileceğine vurgu yapıldı.
TTB ve SES’in ortaklaşa düzenlediği ‘Anadil ve Sağlık’ sempozyumu, İçkale Otel’de başladı. Başta üniversite öğrencileri olmak üzeri bazı sivil toplum örgütü temsilcilerinin ve sağlıkçıların katıldığı sempozyumun yapıldığı salona “Bê zanema jiyan nê beno-Dilsiz Yaşam olmaz” ve “Nêziktiya ziman nêziktiya şoreşiye ye- Anadile yaklaşım, devrime yaklaşımdır” yazılı pankartlar asıldı.
ANADİL, SAĞLIK HAKKININ AYRILMAZ PARÇASI
Sempozyumun açılışını SES Genel Başkanı Bedriye Yorgun ve TTB Başkanı Gençay Gürsoy yaptı. SES Genel Başkanı Yorgun, anadil denildiğinde genellikle anadilde eğitim hakkının akla geldiğine işaret ederek, sadece bu yönüyle konunun ele alınmasının eksiklik olduğunu, anadilde sağlık hizmeti alabilme hakkının da bu anlamda yaşam hakkıyla bütünleşmiş bir durum arz ettiğini söyledi. Anadilin, her şeyden önce ağrının ve acının dili olduğunu belirten Yorgun, “Anadilde sağlık hizmeti talebi bir fantezi değil, sağlık hakkı, tedavi hakkı, hasta hakkı ve yaşam hakkının ayrılmaz bir parçasıdır” dedi. Yorgun, Acıların, ağrıların, mutlulukların ancak ana dilin içerdiği figürlerle zenginleştirilerek anlatılabileceğini söyledi. Farklı dillerde hizmet sunmak isteyen Diyarbakır Sur Belediyesi’nin başına gelenleri hatırlatan Yorgun, şunları kaydetti:
AĞRISIN ANADİLİNDE ANLATAMAYAN HASTANIN DERDİNE DERMAN OLUNAMAZ
“Anadilin, evde ve tarlada konuşulmasına müsaade etmek ‘demokratlık’ sayılıyor hala bu ülkede. Ülkemizde çoğunlukla Kürtlerin ve Arapların yaşadığı illerde ana dilde sağlık eğitimi yapılmaması bir sorun olarak tespit edilmiş olmakla birlikte, bugüne kadar hiçbir çalışma yapılmamıştır. Sağlık emekçilerinin hane ziyaretleri, aşılama, gebe ve bebek takiplerinde dil farklılığından dolayı kuramadığı iletişim, sadece başarısızlığa değil, heba olan emeğe ve maliyete neden olmuştur. Kendi ağrısını kendi ana diliyle ifade edemeyen bir bireyin doğru bir tedavi alabilmesi ya da dilini anlamadığı hastasının derdine derman olabilmesi beklenebilir mi?”
TTB Başkanı Gürsoy ise konuşmasına Başbakan Erdoğan’ın Almanya’da ‘Niçin Almanya’da Türk kolejleri olmasın? İnsanlar önce kendi anadillerine, yani Türkçe’ye hakim olmalı’ sözlerini hatırlatarak, başladı. Gürsoy, “İnanıyorum ki Başbakan Erdoğan bile bu sorunun çözümü konusunda daha esnek davranacaktır. Yüz yıldır bilinçli ön yargılarla kurulan barajları yıkmak zorundayız” dedi.
DİLE SAYGILI DEMOKRATİK BİR DÜZEN KURULMALI
Gürsoy’un ardından, Dr. Tarık Ziya Ekinci yaptığı konuşmada, “Türkiye’de talepkar olan tüm halkların kültürlerine, diline saygılı demokratik bir düzen kurmanın zamanı gelmiştir” dedi.
Anadilin bireyin ve toplumun sağlığıyla birebir, hekimlikte de son derece önemli olduğuna vurgu yapan Ekinci, başta cinsel ve jinekolojik olmak üzere bazı hastalıkların hastalar tarafından tercümana anlatılamadığını, sadece hekime anlatılmak istendiğini söyledi.
TERCÜMAN YÖNTEMİ SAĞLIKLI DEĞİL
Ekinci, hastanın bu tür durumlarda sadece hekime güvendiği için bu sorunlarını tercümana anlatmadığına ve bu nedenle tercüman yönteminin sağlıklı olmayabileceğine dikkat çekti. Bazı dillerde çeşitli sendromların bir tek terimle ifade edilebildiğini de belirten Ekinci, “Bunu anlayabilmenin bir tek yolu var, o da anadilde iletişimdir” diye konuştu. Özellikle geri kalmış toplumlarda hekimlik mesleğini icra ederken anadilin kullanılmasının hastalara sağlıklı hizmet sunmanın yanında toplumun aydınlanarak gelişmesine de katkı sağladığına dikkat çeken Ekinci, “Uzun süredir sessiz kalan Kürtlerin demokratik taleplerinin yükselerek ivme kazanmasında modern hekimlerin ve sayıları günden güne artan çağdaş Kürt hekimlerinin büyük rolü vardır. Kürtçenin tüm niteliklerine vakıf Kürt kökenli hekimlerin çalıştırılmasına olanak sağlayan bir istihdamın sosyal ilerleme kadar toplumun gelişmesine de katkı sunacaktır” diye kaydetti.
Açılış konuşmalarının ardından Kürt illerinde bulunan hastanelerde Türkçe bilmeyen hastaların doktorlarla yaşadığı sıkıntılar sinevizyonda gösterildi.
KÜRTÇE BİLEN HEKİM VE SAĞLIKÇILAR BÖLGEYE ATANMALI
Sinevizyon gösteriminin ardından sempozyumun ilk oturumuna geçildi. ‘Sağlık Hizmeti Sunumunda Dil Bir Sorun mudur?’ başlıklı ilk oturumda sağlıkçılar yaşadıkları sorunları ve çözüm önerilerini dile getirdiler.
Batman Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Zülfikar Cebe, bölge halkıyla ortak dilin kullanılamaması nedeniyle istenen verimi alamadıklarını söyledi. Bu sıkıntıyı hep çektiklerini belirten Cebe, Batman Belediyesi ile birlikte yaptıkları Kürtçe halk sağlığı eğitimlerine büyük katılımın olduğunu ve katılımcıların kendilerini can kulağıyla dinlediğini söyledi. Tercüman kullanmanın çoğu zaman sağlıklı sonuç vermediğini de belirten Cebe, “Sorun Kürtçe dil eğitim kursları ve Kürtçe bilen hekim ve sağlıkçıların bölgeye atanmasıyla çözülebilir” dedi.
PSİKANALİZDE ANADİL ŞART
Van İpek Yolu Devlet Hastanesi’nde çalışan psikiyatrist Umut Karasu da psikoanalizde anadilin vazgeçilmez olduğunu ifade ederek, Van’da anadille ilgili sağlık alanında bir şey yapılmadığını belirtti. Bu konuda çok büyük tabuların olduğunu ve bunları yıkmanın mümkün olmadığını ifade eden Karasu, hastaların çoğu zaman Türkçe bilmediği için hastaneye gelmeye gerek olmadığını düşündüğünü söyledi.
Mardin Sağlık Müdürlüğü’nden hemşire emel İrtem de yaşadıklarını anlattı. İlk görev yeri olan Van’a gittiğinde bambaşka bir dille, kültürle karşılaştığını belirten İrtem, “Okulda öğretilen hiçbir şeyle orada karşılaştığım hiçbir durum birbiriyle örtüşmüyordu” diye konuştu. Mardin’e gittiğinde Van’da öğrendiği Kürtçe’nin orada işine yarayacağını düşündüğünü ifade eden İrtem, “Fakat Kürtçeler arasında da fark var. Ve Kürtçenin Türkçeleştiğine tanık oluyorsunuz” dedi.
KARDEŞ DİLLER ÖĞRENİLMELİ
TTB Merkez Yönetim Kurulu üyesi Zeki Gül, dil olmadan sağlıklı bir yaşamın olamayacağına dikkat çekti. Türkiye’nin kaynaklar aracılığıyla kardeş dilleri bilmeye teşvik edebileceğini ifade eden Gül, “Tercüman mı gerekiyor ne gerekiyor bence kardeş dillerin öğrenilmesi gerekiyor” diye konuştu.
Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Selçuk Mızraklı, konuşmasına “Cumhuriyete yeni bir tabir yapmak istiyorum Türk değil, Türkçe cumhuriyeti” diyerek başladı. Hekimlerin bu konuda ne yaptığını sorgulaması gerektiğini ifade eden Mızraklı, ‘Sorgulamakta da biraz geç kaldığımızı söylemek istiyorum. Bu dilin, kültürün gelişmemesi için bütün yöntem ve araçları kullanarak, zora başvurarak, mahkeme kapılarında süründürerek, bu asilimasyonu yapıyorlar. Peki bu durumun farkında olup bunun için eline fırsat geçtiği zaman bu anlamda iş, emek, bilgi, belge üretmeyenlerin pozisyonu ne olacaktır?” diye sordu. Burada pozitif ayrımcılık üzerinden düşünülmesi gerektiğini ifade eden Mızraklı, “Bu kadar kaybı olan bir halkın dili yaşamı üzerine konuşuyoruz biz bu iş üzerinde koşar adım düşünmek zorundayız” dedi. “Bu dili bilmeye ihtiyacımızın olduğunu düşünüyorum” diyen Mızraklı, toplumda yabancı dil bilme oranında hekimlerin önemli bir yerinin olduğuna işaret ederek, “Bu dil de öğrenilmelidir” dedi. Başbakan Erdoğan’ın Almanya’da yaptığı çağrıyı Kürdistan bölgesinde yapmadığına dikkat çeken Mızraklı, “Çünkü orada okullarda Türkçe eğitim de veriliyor, hastanelerde Türkçe hizmet de veriliyor” diye konuştu. Mızraklı, derdi anlayabilmek için hem dilin öğrenilmesi, hem de empati yapılması gerektiğini kaydetti.
Konuşmaların ardından bilgilendirme ve eğitim amaçlı Kürtçe hazırlanan Kuş gribi filmi gösterildi.
Sempozyum, verilen aranın ardından, ‘Anadilde Sağlığa Erişim Modelleri’ sunumuyla devam edecek.
27 Mart (ANF)
Yorumlar
Yeni yorum gönder